Sinematografi Üzerine - 1

Yazar : Bahadır Karasu

20 Temmuz 2012

Ekleyen: Emre Akdiş

3468

Sinematografi Üzerine - 1

Sinemada çok önem verdiğimiz bir unsur sinematografi, peki nedir bu unsur, bırakalım şimdi sözlüklerdeki edebi klişe tanımlamaları ve sinematografinin derinlerine inelim.

Sıradan bir insan hayal edin ve onun sıradan bir gününü, sabah erken kalkıp işe gitmek zorunda, istemeyerekte olsa kalkıyor o sırada cam kenarında olan yatağında doğrulunca güneş ışınlarının içeri puslu bir şekilde girmesi dikkatini çekiyor, uykulu gözlerini ovuşturuyor ve camdan bakıyor, dağların arkasında yücelen bir güneş var daha tam parlamamış kuvvetli ışık veremiyor doğal olarak bu manzara karşısında etkileniyor bu adam, peki bu adamın yerine herhangi bir kamera düşünsek ne olurdu ? Günde bir kere denk gelecek bu manzarayı doğru yerde çok güzel bir şekilde durdurabilirdi. İşte sinematografi burda başlıyor, sinematografi doğadaki tüm unsurların doğru bir zamanda doğru bir yerde doğru bir açıda objektife yansıması değilmidir, görüntü estetiğidir sonucunda, ancak bu söylediğimden şu mana çıkıyor olabilir siz sadece doğru zamanı doğru yerde bekleyin, evet bunu yapmamız gerek ancak doğru zamanı bekleyeceğimiz doğru yeride biz yaratmak zorundayız hatta yeri gelince doğru zamanıda biz yaratmalıyız, siz kameranın arkasındaysanız Tanrı′yı unutmalısınız, o kameranın arkasına geçtiğinde artık yepyeni bir dünyanın tanrısı siz oldunuz, vizörden göreceklerinizi siz ayarlayacaksınız, güneş doğumu ve batımı, dolunay gibi insanların gözüne hoş gelen unsurları efektlerle yaratmak gibi saçma bir şey yok, bunlar zaten Tanrı′nın fotoğrafçı ve sinemacılara hediye ettiği hediyeler o güneş oradan sizin için yükseliyor zaten, önemli olan doğru zamanda doğru yerde bulunmak, şafakta güneş sizin için yükselirken sizin tek yapmanız gerek kameranızı doğru yere yerleştirip REC tuşuna basmak. REC tuşuna bastığınız andan itibaren tanrı sizsiniz. Bu söylediklerimle belki sinematografiyi çok dar kalıba indirgedim ancak ufku açık olan insanlar dediklerimi gayet geniş manada algılayabileceklerdir.

Sinematografinin birazcıkta soyutsal derinliklerine inersek şu paragraflarla başlamak isterim

Stan Brakhage′nin 1964′te Görme üzerine mecazlar adında verdiği manifestosunda şöyle demiş Metaphors on Vision - 1964 - Görme Üzerine Mecazlar: "İnsanların koyduğu perspektif kuralları tarafından yönlendirilmeyen bir göz düşünün… Kompozisyon mantığı tarafindan önyargılara boğulmamış, şeylere isimlerine göre tepki vermeyen, onun yerine hayatta her karşılaşılan objeyi bir macera sonunda algılayan bir göz… Yeşil kelimesini bilmeyen bir bebek için sizce çimlik bir alanda kaç değişik renk vardır? Şartlanmamış bir göz için ışık kaç tane gökkuşağı oluşturur? Peki bu göz ısı dalgalarını da hissedebilir mi acaba? Ne olduğunu anlamadığımız şeylerle dolu, sonsuz hareketle hayat saçan ve sayılamaz renk tonundan oluşmuş bir dünya düşünün. Herşeyin kelimelerle tanımlanmadığı bir dünya düşünün."

Evet, Stan Brakhage olayı çok güzel özetlemiş, soyutsal sinematografi kullanan yönetmenlerin filmleri her zaman ağır olmuştur. Günümüzdeki en iyi örneği ise elbette ki David Lynch filmleri, çoğu filmsever bu sanatkarın filmlerini izledikten sonra anlama zahmetine kapılmamış ve kaçmışlardır çünkü oldukça karmaşık ve insanoğlunun olaylara bakışını somutsal olarak düşünürsek doğal olarak saçma geçecek bir yapıya sahipler. Sinema′da iki tür dünya vardır 1. İnsanın yaşamını sürdüğü ve şu an yerçekimi sayesinde yere bastığınız dünya bir diğeri ise Yönetmenin kameranın lenslerine vuran değilde beyninde yarattığı dünyayı kameraya soyutsal olarak aktardığı dünya. Soyutsal sinemayı en iyi aktaran sinemacıların daha öncede ressam olarak görüyoruz, biliyoruz ki bir ressam sanatını yaratırken çizdiği o karede koca bir dünya saklıdır ancak ki onu çizenden başka kimse anlayamaz çünkü o gizem onun beynin saklıdır o sadece somut veya soyut düşüncelerini renklere dökebilmiştir. David Lynch′te ressamdır ve David Lynch resim çizerken yaptıklarını bu sefer sinemada uygulamaya çalışmaktadır, Sinema saniyede 24 kere gerçektir diyoruz. Saniyede 24 karede gerçek ve gerçek olmayan herşeyi göremiyoruz David Lynch′in filmlerinde ama o 24 karenin her pikseline Lynch beynindeki o gizemi taşıyabiliyor, sakın abartma olarak görmeyin bunu biz Lynch′le konuşmadan bilemeyiz, Soyutsal Sinematografide zaten Yönetmenler izleyicinin anlaması için uğraşmazlar tam tersine anlaşılmamazlık üzerine kafa yorarlar ama onlar anlarlar. Bunu en basite indirgersek şöyle diye bilirim biz bir delinin dünyasını, kendi içinde neler yaşadığını, ne gördüğünü, bizden ne farkı olduğunu bilemeyiz, dünyanın en iyi psikolog ve psikiyatrist bile çözemez çünkü o bireyin beynindedir onu alamaz ve göremezsiniz. Soyutsal sinematografide böyle bişeydir işte ne dersiniz deyin, ister deli deyin ister kaçık ancak bununda bir sanat olmadığı kuşkusuna kesinlikle kapılmayın. Ünlü sanatkar demiş ki ; "Zihniniz birçok harika ve güzel şeyi dizginleyebilir. Mantık ve sebep aramaksızın her zaman başka birşey, görünmeyen birşey mevcuttur. Dünya sonlu olmaktan çok, sonsuz bir yerdir. Okuduğunuz için teşekkürler devam edeceğiz.



Yazar : Bahadır Karasu



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa