No Country For Old Men - Sinema Yazısı

17 Kasım 2013

Ekleyen: Aytaç Ünal

3443

No Country For Old Men - Sinema Yazısı

Yönetmen: Joel Coen
Yapımcı: Ethan Coen, Scott Rudin
Hikâye: Cormac McCarthy
Uyarlama: Ethan Coen, Joel Coen
Oyuncular: Josh Brolin, Tommy Lee Jones, Javier Bardem, Kelly MacDonald, Woody Harrelson
Dil: İngilizce


Bu kez, etkisinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamayacağınız bir filmden konu açacağım. Ne de olsa “Tamamen Kurtulmanın Bir Yolu Yok” sloganı ile izleyici karşısına çıkmış “No Country For Old Men” bu mottonun hakkını fazlasıyla veriyor olacak.

Karanlık, sisli bir anlatım. Kuşkusuz, bu sisi dağıtan ise oyuncuların hikayenin anlatımına doğrudan yararı olan close-up yüz çekimleri. Bolca sessizlik, mermi doldurma, ceset başına üşüşen sinekler, olabilecek en soğukkanlı yara tedavisi, çöl, hijyenik pamuk, yanan arabalar, postmodern cinayetler, başarılı bir gerilim ve en önemlisi elinde ölümcül silahları olan bir delinin karşısındakine korku salan hastalıklı monologları. İki kişi konuşurken monolog olur mu demeyin, karşınızdaki manyak sizi öldürmeye zaten karar verdiğinden cümleleriniz sadece ucuz bir prosedür gereği dökülecek ağzınızdan.

Coen kardeşlerin birçok ödüle layık görüldüğü bu film, drama kokan thriller örneği olarak gözükebilir. Ancak Coen kardeşlerin film yelpazeleri düşündüğümüzden daha geniş. "O Brother, Where Art Thou?", "Raising Arizona", "The Big Lebowski" gibi komedi filmleri "Miller’s Crossing", "Blood Simple" gibi film noir örnekleri ve "Fargo", "The Man Who Wasn’t There", "Barton Fink" gibi drama ile komediyi iç içe geçiren filmleri de var. Ortak işleri ve birbirini tamamlayan vizyonları nedeniyle sektör içinde "iki kafalı yönetmen" olarak da anılıyorlar.

Bugüne kadar kendileri için senaryo yazan Coen biraderlerin artık büyük bütçeli kimi filmler için de senaryo yazdığı biliniyor. Dönem filmleri her zaman daha fazla beğenilen Coen kardeşlerin şu anki servetleri ise yaklaşık 80 milyon dolar civarında. 1980’lerde geçen “No Country For Old Men” filminde hayli fazla anakronizma bulunsa da, kabul edelim yani, kolay iş değil 2000’li yıllarda 1980’leri yaratmak.

Film için şöyle bir özet yapabiliriz: Llewellyn Moss (Josh Brolin) avda olduğu bir gün, Meksika yakınlarında o ünlü “failed drug deal” sonucuyla karşılaşır. Uyuşturucular hala kasadadır. Yerde cesetler vardır ve para olay yerinden 100 metre ötededir. Parayı alıp giden Moss, yaralı olan birine su vermek amacıyla gece yarısı olay yerine geri döner ancak bu durum onun için sonun başlangıcı olacaktır. Anton Chigurh (Javier Bardem) ile yolları belki de bu “su” yüzünden kesişmiştir. Şimdi kim uğraşacak bu manyak Chigurh ile?

Bu filmi diğer Coen kardeşler filmlerinden ayıran en önemli özellik belki de müzik kullanılmamasıdır. Film boyunca sonradan eklenmiş hiçbir müzik yok. Aslında gerilimi beslemeyi seven Coen’ler, bu filmde sessizlik ile istediğine ulaştı diyebiliriz. Yönetmenlerimiz gene diğer filmlerinde saat mükemmelliğinde işleyen dünya sistemleriyle eleştiriye maruz kalırken, bu filmde daha doğal bir realizm var diyebiliriz. Her ne kadar prensipleri olan bir katilin polisle hiç yolunun kesişmemesi yapay gelse de, bu durum yaratılan karakterin verdiği güvenle izleyiciyi rahatlatıyor.

Şunu da söylemek gerekir ki, birçok gerilim filmi seveni bu filmin son yarım saatinde büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Ne de olsa alışmışız, filmin sonunda illa ki bir final fight scene olacak diye. Ama iyi bildiğimiz karakter filmin sonuna daha yarım saat varken ölebiliyor ve kötü karakter de kolu kırık bir şekilde bir caddede sakin sakin yürüyerek ayrılabiliyor aramızdan. Alışmamak gerekir klişeye, bunu öğretiyor Coen kardeşler her filmde.

“Geleceğe Dönüş” serisini hatırlarsınız. Serinin üç filmi de birbirine göndermeler zinciri ile bağlıdır. Bu tip uzun soluklu hatırlatmalara bayılan biri olarak Coen kardeşlerin sinemasında da buna benzer bir şey görmek beni mutlu ediyor. Örneğin karakterler istemeden olayın içine karışırlar. Bu “Büyük Lebowski” filminde de böyleydi. Bizim filmimizde de Moss bir anda kendini para kaçırırken bulur. Arkasındaki ise herkesin korktuğu birisidir. İşin içine kirli politikalar, yerel devler karışır. Carson Wells gibi işin içine bir anda -gönderilen- ve bir o kadar hızlı çıkan önemli (figüranlar) karışır. Hep kaçmaya çalışırsınız ama karıştığınız bu olay sizi ve sevdiklerinizi içine almış ve sindirmeye başlamıştır. Film zaten en başında açık açık diyor: “There Are No Clean Getaways”

Filmin belki de en çok üstünde durulması gereken kişisi Tommy Lee Jones’un canlandırdığı babacan polis şefi Ed Tom Bell’dir. Görevini kendi yorumunu katarak yapan Bell, hem Moss ve karısı hem de Chigurh için bir baba olmayı seçiyor. Filmin sonuna doğru rüyasında kendi babasını görmesi ve mesleğini sorgulaması bu tezi birçok insanın aklında daha da güçlendiriyor. Böylelikle baba eksikliği, korumacı yaklaşım ve profesyonelizm üçgeni çıkıyor karşımıza.

Cümlelerimi “Biutiful” ve “Skyfall” filmlerinden hemen hatırlayacağınız Javier Bardem’im canlandırdığı Chigurh ile bitirmek istiyorum. Çok güvendiği ilkeleri ve hiper fantastik bir dayanıklılığı olan bu adamın karmaya olan saygısını tebrik etmek istiyorum. Yaptığı onca şeyden sonra kendisine çarpan arabadan çıkışı ve yoldan geçen bir çocuktan tampon yapmak için gömlek satın alması hepimize öldürdüğü Moss\′u hatırlatmıştır heralde. Ne de olsa, avcı ile av arasındaki fark sadece iki harf. İşte film o iki harfin hangi karaktere eklenmesinin çok da önemi olmadığını gösteriyor belki. Klasik bir deal-gone-bad sahnesi ile ateşlenen hikayesi olsa bile, “No Country For Old Men” benim listemde gayet güzel bir sırada! İyi seyirler efenim...

Llewelyn Moss: If I don’t come back, tell mother I love her.
Carla Jean Moss: Your mother’s dead, Llewelyn.
Llewelyn Moss: Well then I’ll tell her myself.



Yazar : Özer Akman



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa