Kısa Metraj Sohbetler - Can Eren

10 Eylül 2012

Ekleyen: Fahri Şahin

3625

 Kısa Metraj Sohbetler - Can Eren

- Okuyucularımız için bir "Can Eren" tanımı alabilir miyiz?

"Can Eren", 1986 yılında Ankara’da doğdu. 2005 yılında Konya ve Mevlana adlı belgesel denemesi yaptı. 2006’da fotoğrafçılığa başladı. Birçok kısa film çekti. 2009’da İtalya’da bir film şirketinde Görüntü Yönetmenliği yaptı. Lisans eğitimini 2011′de İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema- Televizyon ve Görsel İletişim Tasarımı bölümlerinde çift anadal olarak tamamladı. Şu an İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programına devam etmektedir.



- Bilindiği üzere "Baydara (Edra’nın Kaderi)" adlı filmin birçok farklı ödülün sahibi oldu. Sence bu filmi ne farklı kıldı?

Bu film, eğer, gereğinden fazla önemsendi ise, bunun sebebi insanların eksiklikleridir. Örneğin, insanlar bize bu filmi kimin evinde çektiğimizi sordular. Bu filmi Edra ve Jimnaz’ın evinde çektik. Kısıtlı imkanlar içerisinde sıfırdan bir mekan yarattık. Yani aslında olağan bir şey yaptık, sinemanın gerektirdiği şeyi yaptık. İnsanların bu tip sorular sormalarının nedeni kısa metrajlı filmlere yeteri kadar değer vermemeleridir, ki bunu uzun metrajlı filmler için de söyleyebiliriz. Biz elimizdeki az para ile çok sinema yapmaya çalıştık. İnsanlar ile yakın bağlar kurduk, onları projemize inandırdık ve hiçbir kuruluştan, fondan destek almadan "Baydara (Edra’nın Kaderi)"′ni tamamlayabildik. Sinemadan bahsediyorsak tabii ki de para çok önemli. Ama paradan çok parayı nasıl kullandığınız önemlidir. Demin dediğim gibi, insanları projenize inandırmanız gerek.



- Ödüller sonrasında mesleki veya akademik yardımda bulunan bir kurum/kişi oldu mu?

Ülkemizdeki festivallerinin çoğunda ‘prestij’ ödülü veriliyor. Ama ileriye dönük olarak yardımda bulunulmuyor. Asıl sorulması gereken soru şu: Bu prestij ödülleri ne işe yarıyor? Yani ülke festivallerinin çoğunun ödülleri sektörel ve akademik katkıdan yoksun.



- Sinema akımlarıyla ilgili düşüncelerin neler? Hangi akımı daha çok benimsiyorsun?

Bizim kültürümüzde komedinin önemli bir yeri var. Örneğin, Yeşilçam komedi filmleri büyük sanatsal değer taşıyan filmler. Edebiyatımızda da komedi kıymetli bir ifade biçimidir. Ve ben komediyi ifade biçimime yakın buluyorum. Ülke sineması, yeni akım üretmek zorunda. Çünkü sinema bunu gerektirir. Yenilikçi olmak zorundadır. Günümüzde minimalizm ve sürrealizmden etkilenen yapımlar var. Ve bence bu akımlar arası geçişi en iyi yapan Nuri Bilge Ceylan’dır. Öte yandan çoğu yönetmen, akımdan ziyade bir furyaya kapılmış vaziyette: Yönetmenin tesadüfi olarak kaydettiği görüntülerden seyircinin tesadüfi manalar çıkarması..



- Karşıt Sinema Manifestosu’nu nasıl açıklayabilirsin?

Karşıt ve çeşitli. Sürekli aynı kavramların irdelendiği hantal bir anlayış yerine yenilikçi bir hareketi savunuyoruz. Biz, tekniği basite indirgeyerek manayı yücelttiği sanrısına kapılan yönetmenlere karşıyız. Biz sinemayı sinemacı yapsın istiyoruz.



- Akademisyenler ve yönetmenler bu manifesto hakkında ne düşünüyorlar?

Çoğu bizimle aynı fikirde. Bu konuda onlar da bizle aynı şeyleri düşünüyorlar.



- Peki, manifesto hakkındaki gelecek planların neler?

Öncelikle bu benim manifestom değil. Ben manifestonun yazarlarından biriyim. Bir ekip olduğumuzu söyleyebilirim. Planlarımız arasında afişler hazırlamak, sinema kulüpleriyle konuşmak var. Üniversitelere de afişlerimizi göndermeyi planlıyoruz. Yani manifesto şu an ilk halinde. Gelişecektir.



- Mesleğine yurtdışında devam etmeyi düşünüyor musun?

Elimden geldiğince kendi sinemamı kendi evimde (Türkiye) yapmaya çalışacağım. Yurtdışı olacaksa arka mahalle (Avrupa) yerine Amerika’yı tercih ederim.



- Bir yönetmen olarak ekibinle olan ilişkin nasıldır?

Bir kere sette sizden yönlendirme bekliyorlar. Ruh halinizin en küçük değişimi herkese yansıyor. Çaresiz olduğunuz an sakinliğinizi korumanız gerekiyor. Yani kriz kontrol çok önemlidir. Otoriteyi de sağlamanız lazım. Mesela bizde sigara araları 6-7 dakikadır. Hiç 10 dakika olmaz. Bu ve buna benzer şeylerde standart kalıplar yerine işin ruhuna uygun kalıplar kullanıyoruz diyelim. Ve bu ekibin konsantrasyonunun dağılmasını engellemiş oluyor.



- "Baydara (Edra’nın Kaderi)" ve "Ahnectha" adlı filmlerinin arasındaki farktan söz edebilir miyiz?

"Ahnectha" filmi için elimizde bir hikaye vardı. Bu hikayenin formunu bozmaya çalıştık. Sonrasında bu üslup içselleşti. Çünkü "Baydara (Edra’nın Kaderi)"’nın hikayesi tamamen bozuk formla yazıldı. Yani "Baydara (Edra’nın Kaderi)"’nın üslubunun temelleri "Ahnectha"’da atıldı.



- “Formu bozuk hikaye” ile neyi anlatmak istiyorsun?

"Ahnectha" filmini eski sevgilisini bekleyen kadın ve beklentisi gerçekleştiğindeki hayal kırıklığı olarak çekebilirdik. Ama metaforların tümünü değiştirdik, karakterleri objelerle değiştirdik, zamanı - mekanı değiştirdik. "Baydara (Edra’nın Kaderi)" filmi de özünde ölümcül bir aşk hikayesidir. Sonra o da değişti. İki sevgiliden takıntılı bir anne ve yabancılaşmış bir oğul çıktı. Bu tip değişiklikler ve oynamalar bize formu bozuk hikayeler veriyor. Zaten bana göre sinema bizde olanı gösterecekse biricik şekilde göstermeli. Yani sahneleri yönetmenin gözünden görmeliyiz. Her yönetmen algı filtrelerini filmin önüne koyabilmeli. Bu savunduğumuz manifesto ile de yakından alakalı bir durum.



- Türkiye ve yurtdışında başarılı bulduğun yönetmenler kimdir?

Nuri Bilge Ceylan. Reha Erdem ve Onur Ünlü’yü de sevmeyi çok isterim.. Jean Pierre Jeunet, Jean Marc Vallee, Coen Kardeşler ve Terry Gilliam.



- Gelecek projelerin arasında neler var?

"Mavi Kalpli Kadın" adlı kısayı çekiyoruz şu an. Bu film, manifestonun ilk molotof kokteyli olacak gibi. Bunun dışında uzun metraj çalışmalarımız olabilir. Senaryolarını yazıyoruz.



- Gazete veya dergilerde sinema hakkında yazmak gibi bir düşüncen var mı?

Olabilir.



- İşin çok başında olan yönetmen adayları için ne gibi bir önerin var?

Egolarını bir köşeye koyabilmeliler. Kendilerine çok rahat küfrede bilmeliler. Sonra sinemayı merak etmeliler. Her şey hakkında bir bilgileri olması gerek. Işığından kamerasına, yönetiminden yapımcılığına her şey hakkında araştırma yapmaları gerek. Bütün ekiple ilişki kurabiliyor olmaları gerek. Ne kadar büyük düşünürlerse düşünsünler, en rafine olanı bulmaları gerek. Rafine düşünmek çok önemlidir. Ne de olsa sinema hayatı rafine olarak irdelemektir.




karşıt sinemanın blog adresi : karsitsinema.tumblr.com
baydara blog adresi : baydara.tumblr.com
ahnectha blog adresi : ahnectha.tumblr.com

Röportaj : Özer Akman



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa