"İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve Sonbahar" Film Eleştirisi

01 Aralık 2013

Ekleyen: Aytaç Ünal

2162

"İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve Sonbahar" Film Eleştirisi

Film Adı: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve Sonbahar
Tür: Dram
Yönetmen: Kim Ki-Duk
Oyuncular : Yeong-su Oh, Ki-duk Kim, Young-min Kim, Jae-kyeong Seo, Yeo-jin Ha
Senaryo: Kim Ki-Duk
Orijinal Dili : Korece
Yapımcı Firma : Korea Pictures
Yapım: 2003, Güney Kore/Almanya , 103 dk


KIM-KI DUK... Nedense ön yargıyla yaklaşmıştım filmini izlemek fikrini duyunca. Ancak “İlkbahar Yaz Sonbahar Kış ve İlkbahar” filmini izledikten sonra tüm bu düşüncelerim değişti. Doğrusunu söylemek gerekirse film hakkında ufak çapta bir kitap dahi yazılabilir. Bir sürü küçük hatırlatma, sembol kullanımı, mesaj derken; izleyicinin kafası filmin sonlarına doğru karışıyor. Ne var ki bu sorunu önlemek için hazırlığımı yapmıştım. İşte izlerken “Burası hakkında konuşulmadan geçilmez.” dediğim kısımlar; Filmin hemen başında gördüğümüz tapınak içi dekoru benim gibi Budizm hakkında fazla bir şey bilmeyenleri de etkilemiştir diye düşünüyorum. Bu küçük tapınağın içinde duvarlarla ayrılan odaların bulunmaması sadece kapıların olması neyi anlatmak istiyor dedim kendi kendime. Aklıma bazı varsayımlar gelmedi değil. Mesela sınırları sadece bizim koyduğumuzu, aslında çıkışın hep bizim elimizde olduğunu ve çıkışın etrafına ördüğümüz bu engellerin bizi sadece kısıtladığını düşündüm. İlkbaharda gördüğümüz kim-ki-dukusta-çırak ilişkisinde ise “taklit” olgusu dikkatimi çekti. Küçük çırağın, ustası kürek çekerken onu taklit etmesi bence etkileyiciydi. Ve gelelim en mesaj yüklü sahnelere. Yani çırağın hayvanlara işkence yapmasına ve bundan zevk almasına. Tabi arka plandaki ustayı da atlamamak gerek. Yaptığı davranıştan ötürü sırtında taşıdığı bir taşla cezalandırılan çırağın hayvanları kurtarmaya gönderilmesi ve hayvanlardan(kurbağa-balık-yılan) ikisinin ölmüş olduğunu öğrenmesi film kurgusunun ileride ölüm teması üzerinde duracağına bir kanıttı. Sahi şu silah örneğine benziyor bu durum. Hani denir ya, filmin başında görülen silah sonda illâ patlar diye. Tersini gösteren birçok örnek olmasına karşın nedense aklımda kalmış bir genellemedir bu. Ancak bu filmde beni şaşırtmadı. Ustanın fiziksel ceza yanında uyguladığı manevi cezası daha etkiliydi bence. “O hayvanlardan biri bile ölmüşse, hayatına kalbinde taşıyacağın bir taşla devam edeceksin” repliği ise böyle düşünmemi sağlayan tümceydi. Tabii zaman akıyor durmadan. Çırağımız büyüyor ve tapınağa iyileşmek umuduyla getirilen bir yaşıtıyla tensel (günah) işliyor. Filmde işlenen bu yasak olgusu ilerde büyüyen çırağın , sevdiği kızın peşinden gitmesi ancak aldatıldığını öğrenince kızı öldürmesi ile bağlanıyor. Sonra gene usta haklı çıkmış oluyor: “Tutku bağlanmayı, bağlanma ise ölümü getirir.” Cinayetin üstüne tapınağa dönen çırak artık büyümüş ve cismani dünyanın sahip olduklarını elinden almasına zorla da olsa razı olmuştur. Kabullenme aşamasında ise demin bahsettiğim cinayeti işlemiştir. Usta ise bunların gerçekleşeceğini daha ilk günden biliyormuş gibi eski çırağını karşılıyor. Filmin bu kısmında geçen intihara teşebbüs sahneleri belki de en etkileyici sahnelerdendi. Dedektiflerin çırağı bulup götürmesi üzerine usta kendini yakıyor. Yani çırağının yapmasını engellediği şeyi kendisi yapmış oluyor. Burada ölen ustanın bir yılan olarak geri geldiğini görüyoruz. Belki de çırağın küçükken öldürdüğü yılan ilerde ustasının ölümüne sebep olacağına bir kanıttı. Ama dediğim gibi, filmde elde notlarla düşündürmeyi gerektiren bir kurgu yaratılmış. Bu nedenle mesajları çözmek çok da kolay olmuyor. Bir şeye daha değinmek isterim aslında. Filmin ortalarında ustanın o esnada ulaşamayacağı kayığı tapınağa çekmek için, kayığa boynunda bir ip olan horoz fırlatması ve sonra horozu çekmesi ilgimi çeken bir başka sahneydi. Daha genel olarak bahsetmek gerekirse KIM-KI DUK filmde ağırlıklı olarak iki temanın üzerinde durmuş: Suçluluk ve Acı. Filmin sonunda ise büyüyen çırağımız kendini yetiştiriyor ve bir ustaya dönüşüyor. Yeni öğrencisinin de ustasının gençliğinde yaptığı hataların aynısını yapması Budizm’deki döngüsel varoluşa bir gönderme olmalı diye düşünüyorum. Unutmadan ekleyeyim, bence filmde işlenen hayvan figürleri (kedi,kurbağa,balık,yılan,horoz,kaplumbağa) Budizm ile doğa arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla yaratılmış. Son olarak soruyorum kendime. Bu filmin vermek istediği mesaj neydi ? Kuşkusuz onlarca bulunabilir. Ancak benim için en önemli olan veya bana en yakın hissettiğim mesaj taş cezasında kendini gösteriyordu: “ Bize başkalarının yüklediğini sandığımız zorunluluklar aslında kendi yaptıklarımızın sonucudur. ”




Yazar : Özer Akman



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa