Hangover II - Sinema Yazısı

20 Eylül 2013

Ekleyen: Fahri Şahin

2674

Hangover II - Sinema Yazısı

Tür: Macera/Komedi
Yönetmen: Todd Philips
Yapım: 2011- ABD
Süre: 102 dakika
Müzik: Christophe Beck
Görüntü Yönetmeni: Lawrence Sher
Senaryo: Todd Philips, Craig Mazin, Scot Armstrong


Bu hafta, 2011 yapımlı bir komedi olan “Hangover II” filmini paylaşmak istedim sizlerle. Çok kısaca şöyle diyebilirim: “Geceden Kalma” çetemizin, başına gelenleri araştırma ve çözme çabası gene bol aksiyon ve saçmalık ile birlikte veriliyor. Gene diyorum çünkü ilk “Hangover” da aynı konu aynı sırayla işlenmişti.

Bunu filmin yapımcılarının aldığı bir risk olarak görmek ne kadar doğru bilemiyorum ama yaratıcılığa ve beklentilere cevap vermediği açık gibi. Peki Todd Philips bu konuda ne düşünüyor? Nette izlediğim bir röportajında, yönetmenlik kariyerinde dikkat ettiği en önemli şeyin, filmi sunduğu kitle ile ortak noktalar yakalamak olduğunu söylemişti. Hatırlayacağınız gibi, “The Hangover” filminde fazla denenmemiş bir öykü ile karşımıza çıkmıştı Philips. Geceden kalma bir arkadaş grubunun, ertesi sabah uyandıklarında önceki gece yaptıklarını anlamaya çalışmaları ve ipuçlarının peşine düşmeleri… Amaç ortak nokta ise, gayet başarılı ve zevkli bir öykü gerçekten de. Philips, bu ortak noktayı yakalamış ve karşılığını fazlasıyla almıştı. Onu sevmeyen bazı film eleştirmenlerinin bile, bu film ile ona ısınmaya başladığını okumuştum. Peki ikinci filmde de, gene aynı noktadan –olduğu gibi- yararlanması biraz kolaya kaçmak olmuyor mu? İzleyici çeteye alışmıştı ve gene aynı hikâye ile karşılaşmak istiyordu? İzleyicinin çeteye alıştığında hemfikirim, temanın da aynı olacağına lafım yok; ama olayların oluş sırası bile bu kadar benzer olunca, bir “banttan kayıt” yayını izliyormuş gibi hevesimi kaybettim ve keşke bir “canlı yayın” izleyebilseydim dedim.

Film karakterlerinin filme kattıklarından söz etmeden önce, biraz da senaryo üzerinde durmak istiyorum. Ah şu senaryo, bir filmi en tepeye de çıkartır, en aşağıya da indirir gerçekten. Çekimleri biraz burjuva havasına –ancak başarılı olduğu gerçeğini değiştirmiyor- kaçan bu filmde, hikâyedeki aksaklıklar ve mantıktan yoksun kimi sahneler beni filmden soğuttu. Yani, parmağını kesmiş bir insanın (Teddy) hiçbir şey olmamış gibi bütün gün gülebilmesi, kendini daha rahat hissettiğini söylemesi ve bu insanın ailesinin olayı bilmesine rağmen düğünde oradan buraya oynayıp eğlenmesi nedir allahaşkına? Bunun dışında mizah öğelerinin sığ olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu filmden beni kahkahalara boğmasını bekleyemezdim. Macera/komedi öğelerinin hoş ve üzerinde uğraşılmış bir birleşimi olarak izlemek daha sağlıklı.

Şimdi de –en önemli olduklarını düşündüğüm- karakterleri inceleyelim:

Stu: Dişçi, idealist ve grubun içinde en (normal) olanı. Ancak filmin sonunda anlayacağımız gibi içinde bir şeytan saklı… Koş Stu koş, düğüne!
Phil: Bu sefer başına neler gelmiyor ki? Mafya tarafından vurulması ve ani kararları heyecanı köklüyor…
Alan: Filmde Alan karakteri olmasa ne olurdu bilmiyorum. Aşırı ve gereksiz tepkileri, sorunlu geçmişi, arkadaşlarına bağlılığı ve olaylara yaklaşı; her şeyiyle filmin tek yıldızı denebilir. Senaryonun tökezlediği birçok yerde Alan’dan yararlanılmış ve durum hemen kurtarılmış.
Maymun: İşinde usta bir uyuşturucu getir-götürcüsü. Bir başka deyişle kıllı bir “delivery boy”. Ahlağının ise temiz olduğu kesinlikle söylenemez (:
Chow: Bir önceki filmden akıllarda kalan, her daim rahat ve tasasız olan Çinli mafya. Sürat teknesi olmasa ne yapardı bizim çete?
Teddy: Filmin en bahtsız aynı zamanda en kaygısız karakteri. Sen bir müzisyensin, üstüne üstlük tıp okuyorsun. Parmaksız kaldıktan sonra nasıl olur da gidip gülersin, eğlenirsin? Seni geçtim, üzerine o kadar düşen baban, nasıl olur da parmağını gördüğü gece kızının düğününde oynar? Biri açıklasın…

Film hakkındaki düşüncelerimin sonuna gelirken, şu kültür sentezinden hayli yararlanıldığını söyleyebilirim. Amerika-Asya arasındaki değer ve yargı farklılıklarını başarıyla aktarabilen bu filmde, dini ve sosyal birkaç öğenin de hafiften eleştirildiğini göreceksiniz. Meraklıları, tapınak sahnelerini iyi incelesinler.

Gene, filmde hoşuma giden bir replik ile kapanış yapmak istiyorum:

“I wish monkeys could skype”



Yazar : Özer Akman



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa