Gözetleme Kulesi - Sinema Yazısı

11 Eylül 2013

Ekleyen: Fahri Şahin

3079

Gözetleme Kulesi - Sinema Yazısı

Yönetmen: Pelin Esmer
Oyuncular: Olgun Şimşek, Nilay Erdönmez, Menderes Samancılar....
Tür: Dram, Gerilim
Vizyon Tarihi: 16 Kasım 2012


Bu hafta daha önce hakkında hiç düşüncelerimi paylaşmadığım bir yönetmenin, Pelin Esmer’in “Gözetleme Kulesi” adlı filminden söz ediyor olacağım. Daha önceleri yardımcı yönetmenlik de yapmış olan Pelin Esmer\′in sinema anlayışında, içinde yaşadığımız çevrenin beraberinde getirdiği sorunlarıyla beraber ihbar edilişi var diye düşünüyorum. Koca bir işaret parmağı, kanadıkça tampon yapılan ama bir daha kanamaya başlayınca tabulaşan ve hiç kabuk bağlayamayan yaraları işaret ediyor. Çekinmeden, olduğu gibi.

İşte diyor, kötü kokular buradan geliyor. Tam önünüzde! Belgeselleri ile bolca takdir edilen Esmer\′in, ikinci belgesel dışı uzun-metraj yönetmenlik deneyimi “Gözetleme Kulesi”. Pelin Esmer, bir önceki filmi “11\′e 10 Kala” ile kendisine bağlanan umutları boşa çıkarmıyor ve bu filmde de bir belgeselcinin objektifliği ile yalnız kalışları olduğu gibi, yalnızları ile bırakıldıkları gibi anlatıyor.

-Kastamonu\′nun kasvetli dağları bile iki küçücük insanın yaşamını omuzlamakta zorluk çekiyor-. “Gözetleme Kulesi” benim için tam da bu demek oluyor. Bir yanda dipsiz göl, yani Nihat, diğer tarafta ise Seher. Nihat, ailesinin yok oluşuyla kendini suçladığından dağın tepesindeki bir gözetleme evine sığınıyor. Öyle sığınıyor, öyle kamufle olmak istiyor ki, içine atılan hiç bir taş karaya değemeden yok oluyor. Takım arkadaşlarının ona söyledikleri -dipsiz bir göl- gibi.

Ardında bıraktığı dünyayı sadece uzaktan, gizli gizli, görmek istiyor. Kimse ona soru sormasın, onu yargılamasın diye. Çalışma arkadaşlarıyla olan yüzeysel ilişkisi ve belki de hiç çıkmayacak olan orman yangınından daha ateşli yüreği Nihat’ı saklanmayı seçtiği gözetleme kulesinde bile bambaşka biriyle tanıştıracaktı.

Seher’in durumu ise bir o kadar can yakıyor. “Ben buradayım” diyememiş, dayısı yüzünden çocuk sahibi olmuş, annesi tarafından destek almamış, babası tarafından korkutulmuş bir kesişim kümesi. Nihat ile tanışmaları, Nihat\′ın ona ve çocuğuna yaptığı yardımlar ise önemsiz. O artık güvenini kaybetmiş ama her şeyden önce sinirleri alınmış birisi.

Peki Nihat’ın yaptıkları sadece suçluluk duygusunu hafifletmek için miydi? Seher’in hastalıklı bir çevrede yetişmesi onu kendini bulmaya daha mı yakınlaştırdı? Seher’in Duman, Şebnem Ferah dinlediğini gördüğümüz an, aslında tüm bu acıların bize çok uzak olmadığını anlamadık mı? Maslow, kendini gerçekleştirmeyi piramidin en tepesine koyarken Seher her bakışında yorgunluk mu saçmalıydı etrafına? Geldiği yere beslediği öfke onu doğuştan barındırdığı analık güdüsünden ayrı kılacak kadar güçlü müydü?v
Soru işaretlerini bir kenara bırakırsak, ortada yalnız bırakılmış kadınlar ve -mış gibi onarılan hayatlar var. Fazlaca konuşulan son sahnedeki belirsizliğin nedeni de bu değil mi zaten? (Tamam, bırakacağım soru sormayı.) Nihat ne önerse çözüm bulunamayacak, Seher onunla kalsa sorun yok olmayacak, onsuz yola devam etse kimse ne olacak bilmiyor... Bu sahnede gözetleme kulesindekiler biziz. Bu ikiliyi dürbünümüz yetisinde incelemeli ve bir yorum yapmalıyız.

19. Altın Koza Film Festivali’nden beş ödülle dönen “Gözetleme Kulesi”, iki insanın birbirlerini tamamlayamayacakları kadar eksiğe sahip oldukları acı tabloyu sunuyor. Sözlerimi bitirirken her gün fark etmeden omzuna çarptığımız veya yanından öylesine geçtiğimiz Seher’ler için -aynı Seher kelimesinin anlamı gibi- ne zaman tam olarak sabah olacak ve sabah ile gecenin arasındaki belirsizlikten kurtulacaklar? -evet, evet, suyunu çıkardım şu soru işinin-

Hafif kalan kimi yardımcı rollerin eksikliğini göz ardı edersem, pek tabii tavsiye ederim “Gözetleme Kulesi” ni.

İyi seyirler.



Yazar : Özer Akman



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa