"Detachment" Film İncelemesi - Sinema Yazısı

Yazar : Bahadır Karasu

20 Şubat 2013

Ekleyen: Sercan Demircan

3275

"Detachment" Film İncelemesi - Sinema Yazısı

Ve hayatımda aynı anda

hiç böylesine kendimden kopmuş.

...ve bir o kadar da

kendimde hissetmemiştim


Fransız filozof Albert Camus\′un depresif durumlarda kişilik ironiside içinde barındıran özdeyişi ile başlıyor Tony Kaye’nin yeniden dönüş filmi olan "Detachment". Film ise kendi halinde bir ücra bir kasabada sosyal yaşamdan kopan karşılıklı anlayış ve sevgiyi yok sayan... Hayattaki anlamını yitiren, belki yaşamın getirdiği acıyla daha da kötü olmaya karar veren, psikolojik olarak yıpranmış ve ne yaptığını bilemeyen zihinsel ve vicdani olarak hayattan tamamen kopan lise çağındaki hırçın öğrencilerin tekrar topluma kazandırma amacıyla öğretim hayatını devam ettiren okuldaki "karamsarlığı" bizlere başta sözleşmeli ve sürekli okul değiştiren öğretmen Henry’nin ve diğer öğretmenlerin gözünden anlatmaya çalışmakta.

Film "A Tony Kaye Talkie" olarak geçmekte yani bir nevi belgesel tarzında "Henry’nin içsel itiraflarıyla paralel okuldaki yaşamını aktarıyor". Ancak peki sadece öğrenciler mi yaşamın kara bulutları altında kopmuş durumda... Peki ya öğretmenler... Aslında Öğretmen - Öğrenci ilişkisi ve eğitim sistemi ile ilgili bir film olarak kesinlikle görmemek gerek filmi...

Genelde Henry’nin itiraf ettiği gibi "Hepimizin problemleri var" , "Başaramıyoruz" , "Sürekli kaybediyoruz" deyimi üzerinde durmak gerekirse sadece lise çağındaki gençlerin değil hayatın acımasızlığı ve karamsarlığı altında yıpranan ve mücadele veren yetişkinlerinde hem kendilerini hem de bu gençleri "kopma" olayından dönme çabalarını... Hayatın bir nebze olsun iyi taraflarını görüp gülebilme çabalarını yani genel olarak kasvetin ve kara bulutların altındaki bahçeden çıkma çabasını anlatmakta film. Filmdeki Henry unsuru çok önemli zira Henry farklı bir öğretmen ve sürekli okul değiştirmekte... Geçmişinde yaşadığı olayların etkisi onu hala kendine getirememiş depresif ve yalnızlığı tercih eden hayata karşı sürekli ağlayan, öğrencilerle özel bağ kurabilen yetenekli bir öğretmen. Bir yandan kendi özel hayatıyla, büyük babasının durumuyla boğuşurken diğer yanda hayattan kopan ve genelde intiharı düşünen gençleri hayata kazandırma çabası içerisinde... Diğer insanların da kendisi gibi olduğunu biliyor bence içten içe birilerinin başarabildiğini görmek istediği halde diğer taraftan yalnızlığın herkes için geçerli oluşuna sığınarak yaşamaya çalışıyor. Sadece Henry değil diğer öğretmenlerinde özel hayatına hatta okul müdürünün de hayatına kısa bir bakış yapabilmemize olanak sağlıyor film... Aslında bu filmde başrolü herkes oynuyor... Çünkü aslında herkes kopmuş durumda tıpkı gerçek hayatta bunları tecrübe edebilen bizler gibi... Kopmuş hissettiğimiz ve asla hiç bir şey iyi olmayacak diyerek düşündüğümüz zaman Albert Camus’un değimi ile aslında "varlığımızın kökenini dipten hissediyoruz" yaşama verdiğimiz ağırlığı daha iyi hissediyoruz... İnsan gerçekten mutluyken ve problemsizken yaşam onun için sadece eğlenceye dönüşmüşken "varlık" ve "yaşama" kavramı insan için gereken önemini yitiriyor aslında. Ancak güneşin gittiği ve kara bulutların geldiği esnada sarı bozkırların üstünde tuhaf bir rüzgarın uğultusuyla kasvet sarmış bir atmosferde yürüdüğünüz zaman yaşamınızı derinden hissediyor ve sorgulamaya başlıyorsunuz. Aslında kopma burada başlıyor... Ontolojik tedirginlik size iyice geriyor ve kendinizi aslında öncesinde olmadığı gibi daha derinden hissediyorsunuz. Bunun hissetmemizin sebebi aslında gayet basit "bilinmemezlikler" içerisine ortada olan tek gerçek olan "siz". Yaşıyorsunuz ve bunu biliyorsunuz... Kara bulutların altında o mistik sessizlikte garip rüzgar sesinin uğultusuyla yalnız yürüyorsunuz ve "konuşacak biri olsa " keşke diyorsunuz... Çünkü anlatamamak sizi daha çok mahvediyor... anlaşılamamak zaten bu kompleks içerisinde daha çok batırıyor sizi, neticede uçuruma kadar geliyorsunuz bir ayağınız yere sağlam basarken diğer ayağınız boşlukta... İşte uçurumdan atlarsınız problemlerin ve kasvetin bitebileceği olasılığı sizi biraz rahatlatıyor ancak ya olmazsa olasılığı diğer ayağınızın yere basmasıyla yaşamın gerçeğini tekrar anımsatıyor size. Henry diyor ki; "Ben aslında burada yokum, beni görebilirsin ama ben sadece bir boşluğum.." bilinmemezlik içerisinde kendi gerçekliğini böyle tanımlıyor Henry. Kendi kaosu ve düşünceleri içerisinde hayata karşı aczini böyle açıklarken... Arada kalan bu psikolojik durum içerisinde Henry ve diğerleri tek gerçeği biliyor o da yaşamın kendisi.

Henry’nin ben bir boşluğum sözlerine ithafen doğanın pek de adil davranmadığı şişman fakat yaratıcılığı ile göze çarpan kız Meredith\′in, Adrien Brody’nin canlandırdığı isimli yedek öğretmeni için yaptığı, "boş bir sınıfa bakan yüzü silik öğretmen" konulu kolaj çalışması aklıma geliyor filmde... Bence filmdeki en önemli kare. Sınıf öğrencilerle dolu ve Henry tahtada birşeyler anlatıyor aslında... somut karemiz bu... Diğer yandan boş ve dağılmış bir sınıf ve yüzü olmayan Henry... Henry ve sınıfın durumunu açıklayan en iyi metafor bu çalışma olsa gerek. Belgesel niteliğinde bir film. karanlık bir belgesel ama. fazla sahi. bi sigara yakıp, aynı Adrien Brody gibi onu derin ve çaresizce içine çekme isteği uyandırıyor insanda. Amerika toplumu merceğinden kamerasını uzatmış ama değil sadece Amerikalı’ların bütün medeni dediğimiz toplumlarda yaşayan kendiyle yüzleşmekten kaçan, değersiz hissedişlerini yapay mutluluk tufanında harcayan insanları daha bir sarsacak yapıt. Amerikan gençleri sahiden de böyle mi demeyin... Yani o huzur ve refahın lokasyonu olan "Amerikan Rüyası" terimine alet olan Amerika evet. Konu Amerika değil lakin konu "yaşam, insan ve korku"

Herkesin bir derdi var ama herkes kendi yalnızlığında bunlarla boğuşmakta. Herkes kendine göre bir boşluk ve ayna, birilerine bağlanmaktansa sorunu kendimiz çözebilir miyiz acaba ? (attach - detach). . Not geçeyim Kaye’nin bir sonraki filmi de Attachment olacak.

Film Henry’nin öğrencilerine son gününde Amerikan Gotik yazarı duyguları kelimeleriyle işleyen Poe’nin kısa hikayesinin girişini okumasıyla bitiyor.

"Usher\′ın Evi",

sadece bakıma muhtaç,

...döküntü bir kale değildi.

Aynı zamanda yaşayan bir varlıktı.

O yıl güz mevsiminde sıkıcı,

kasvetli ve sessiz günde

..bulutlar bunaltıcı şekilde

yere yakın hâlde havada süzülürken

..at sırtında tek başıma

...tuhaf bir şekilde hüzün veren

kırsal alanda ilerliyordum.

Nihayet akşam karanlığı

çöktüğü sırada...

..Usher\′ın Evi\′nin

hüzünlü manzarasıyla karşılaştım.

Nasıl göründüğünü biliyordum.

Ama yine de binaya ilk baktığımda

ruhumu dayanılmaz bir sıkıntı sardı.

Malikanenin basit manzarasına

..çıplak duvarlarına ve çürümüş

ağaçların beyaz gövdelerine baktım.

Tam bir ruh buhranı içinde...

..kalbimde bir soğukluk,

...bir çöküş

..bir tiksinti hissettim.



Yazar : Bahadır Karasu



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa