Dedemin İnsanları - Film Yazısı

10 Ekim 2013

Ekleyen: Fahri Şahin

3335

Dedemin İnsanları - Film Yazısı

Ülkemizde hiç şüphesiz marka yapmış yönetmenlerden birisi Çağan Irmak. Babam ve Oğlum tarzına geri döndüğü bu eserde, fazlasıyla duygusallığa ve içtenliğe rastlıyoruz. Büyük beklentilerle çekilmiş olmasına karşın her Çağan Irmak filmi gibi, sadeliğinden ve anlamlılığından bir şey kaybetmiyor "Bay Irmak" imzalı eser.

Filmin özetine gelince:

Ozan, Ege’nin sevimli ve küçük bir sahil kentinde geniş ailesiyle yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Ailesinin kökenleri şimdi Yunanistan’a bağlı olan Girit adasına dayanmaktadır ve dedesi Mehmet Bey zamanında mübadele ile Türkiye’ye göçmek durumunda kalan Giritli bir göçmendir. Bu yüzden mahallede Ozan’a arkadaşları "gavur" diye seslenmektedir. Dışlanmaktan korkan Ozan ise gavurluğu reddederek "Biz Türküz!" diye ailesine ve dedesine kafa tutar.

Yaşadıkları kasabanın saygın eşrafından olan Mehmet Bey ise çevresindeki herkese el uzatan, yardımsever biriyken torununun bu hırçın haline üzülmektedir. Kendisi henüz 7 yaşında küçük bir çocukken Giritten İzmir’e göç etmek zorunda kalan Mehmet Bey, şimdi torununa atalarının geçmişini, doğduğu toprakları ve içinde sakladığı özlemi Ege’nin mavi sularına bıraktığı şişelerle anlatacaktır...

Çağan Irmak, Babam ve Oğlum ile çok başarılı olduğu sulara, Dedemin İnsanları ile geri dönüyor. Most Production ve Ay Yapım’ın yapımcısı olduğu, Çağan Irmak’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği Dedemin İnsanları, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Filmin mübadele yıllarına uzanan hikayesi I. Dünya Savaşı ile değişen, parçalanan hayatları sinemaya taşıyor... Çekimleri yaz aylarında tamamlanan filmin oyuncu kadrosunda başta Çetin Tekindor, Hümeyra, Mert Fırat ve Yiğit Özşener olmak üzere birçok ünlü isim yer alıyor.

Seyirciyi olayların içine sokabilen ender yönetmenlerden Çağan Irmak. Kimi zaman bencil tarafına isyan etse de filmlerinde zaman zaman mütavazılığını konuşturuyor. Ne lazım gelse kaçınmıyor söylemekten. Bazı insanlar vardır, söylemek istediklerini yazar. Bazıları ise bir bakışta atar bunu karşısındakine. Çağan Irmak ise gösteriyor. Ne söylemek istediğini görüntülerle anlatıyor. Saniye de 24 kareye sığdırıyor bunu. Bu konu da Çağan Irmak’a imrenmiyor değilim. Bencil ve mütevazı tarafları çatıştırırken kendimden geçiyorum adeta. Seviyorum bu adamı diyorum kendi kendime. Sadeliğinde estetiğe bürünüyor insan.

Ne yalan söyleyeyim iki kere izledim filmi. Birincisini evde diğerini ise sevdiğim bir dostumla yan yana sinemada.(Ki filmi yakın bir dostunuzla eşinizle izlemek daha ayrı bir keyif daha ayrı bir haz.) İlk izlediğim de film beni ne kadar büyülemişse ikinci izlediğimde ne yalan söyleyeyim o kadar hayal kırıklığına uğrattı. Ve bir kez daha anladım. Bir filmi, bir kitabı ikinci kez okumanın veya izlemenin verdiği dikkatliliği ve hazzı.

Rolüne pek oturmadığı düşündüğüm Hümeyra dışında bütün oyunculukları takdire şayan buluyorum. Özellikle Ozan karakteriyle boy gösteren Durukan Çelikkaya, rolunun altında ezilmesinden korkarken tam tersine çok iyi bir performans sergileyerek yüzümü kara çıkarttı.Gökçe Bahadır ve Sacide Taşaner de yetişkin kadronun en öne çıkan isimleri kanımca. Çetin Tekindor’a gelince, oyunculuğunu kendi kalemimden kağıda almam bana düşmez. Zaten birçok projede birçok alanda kendini kanıtlamış bir insan. Her zaman ki gibi büyük oynuyor usta oyuncu. Lakin fazla idealize edilmiş bu karakter bazı sahnelerde bakış açımı kısıtlıyor. Bu noksansız ve mükemmeliyetçi karakter, sebebini bilmediğim bir nedenden ötürü; ilgi çekici bir karaktere bürünemiyor gözümde.

Çağan Irmak her filminde olduğu gibi ilk başta seyircinin gözüne soktuğu karakterleri filmin sonlarına doğru hakkın rahmetine kavuşturuyor. Mehmet Bey’de aynı şekil de bir türlü intihar sebebine anlam veremediğim bir biçimde denizin içinde kaybolarak ölüyor. Çağan Irmak’ın bu anlamda birazda olsa senaryoyu hırpaladığını düşünüyorum. Neden bilmiyorum ama Çağan Irmak her sadeliğin içine mutlaka bir sonsuz yolculuk ekliyor. Belki de bu, onun filmlerinde ağlamamıza ve çeşitli duygulara kapılmamıza neden oluyor. Dikkat ettiğim bir şey daha ise; Çağan Irmak Mahsun Kırmızıgül’ün yaptığı hatalardan birine kapılıp, büyük laf etme arzusuna yenik düşüyor. Küçük lafların içine büyük anlamlar sığdırmayı beklerken, şaşalı cümleler duymak birazda olsun hayal kırıklığına uğratıyor beni. Çünkü sadeliği ve "Less is more." anlayışına bu laflar pek yakışmıyor, nedense yakışamıyor.

Yine çok şey anlatıyor bize Irmak. Anarşiyi, büyümeyi, isyanı, ihtilali, kıbrıs barış harekatını, eşcinsel bir çifti, kaybolmuş bir aşkını bekleyen yaşlı ve umutlu bir kadını, o kadını yıllar önce sevmiş bir sokak adamını ve daha fazlasını anlatıyor bize Çağan Irmak. Bu kadar farklı tadı kaldırmış bir yemek gibi sunuyor önümüze. Beğenmek veya beğenmemek yine bizim elmizde.

Yine de klasik Çağan Irmak filmlerinde göz ardı edemeyceğim bir unsur, duygusal bir sahnenin umut dolu coşkusuyla bitiyor film. O çarşaf ege denizinin üstünde usulca yüzen bir şişeyle, içinde yeni umutlar ve baharlar taşıyan bir notla bitiyor. İster istemez duyguları olan her insanın gözleri nemlenmiyor değil..

İzlerken vakit kaybetmeyeceğiniz, kişiliğinize katkıda bulunabileceğiniz ender Türk eserlerinden; Dedemin İnsanları. Güzel ve anlamlı dakikalar geçirmek isteyenlere tavsiye ediyorum yine de...

Sevgilerimle...



Yazar : Arınç Arısoy



PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa