Burak Aras′la Yolculuk Üçlemesi üzerine...

03 Şubat 2014

Ekleyen: Aytaç Ünal

2604

 Burak Aras′la Yolculuk Üçlemesi üzerine...

- Öncelikle okurlarımız için sizden bir “ Burak Aras” tanımı alabilir miyiz? Ne işle uğraşır? nerede yaşar gibi?...

Burak Aras, en kısa haliyle bir sinematografik mühendistir. 2011 yılında Anadolu Üniversitesi elektrik elektronik mühendisliğinden mezun olana kadar "Çember" ve "Kırmızı" kısa filmlerini çektim. Çok yakın zamanda bir devlet kurumunda mühendis olarak çalışmaya başlayacağım. An itibariyle de Tarsus’ta ikamet etmekteyim.



- Kısa film sizin için ne ifade ediyor ve ilk kısa filminizin çekim aşamalarından biraz bahsedebilir misiniz?

Kısa film, endüstriyel sinema anlayışına karşıt duran bir sanattır. Özü, var olan tüm gerçekliğe bile aykırı durabilen bir anlayışa sahiptir. Sınırsız bir hayal dünyası sunar sizlere ve en güzeli de tüm kaygısı seyirciden uzaktır. Bu yüzdendir ki endüstriyelleşmiş sanat dünyasına karşı tek başına bayrak açmıştır. Fakat ne yazık ki bu söylediklerim artık geçerliliğini yitirdi, çünkü kısa film de artık endüstriyel sinemanın bir parçası hızla oluverdi biz daha ne olduğu fark edemeden. Buna en büyük etken olarak, tüm dünyada ve ülkemizde kısa film festivallerinin yaygınlaşması ve dijital teknolojinin de gelişmesiyle festivallerin kısa film yapımcılarını bir takım koşullara zorlaması ki en acımasız ve adil olmayan koşullarından biri bence kısa filmcilerden kendi yapıtları için büyük perdeler ve ekranlarda gösterime zorlayacak teknik koşullar istemesidir. Bu, tabii olarak endüstriyel sinema dünyasına ait olan en basit istektir ve kısa film yapımcısını üreteceği esere de belli paralar yatırmasını şart koşan bir istektir. Bu da ticari kaygıları dürtükler. Fakat kısa filmin doğasında bu yoktur. Kısa film ticari kaygılarla üretilmez, zira gösterileceği herhangi bir salon da yoktur. Fakat şu an kısa film için bunları söylemek faydasız. Dolayısıyla kısa film çekebilmek için ben de ilk kısa filmimden belli bir bütçe ayırıyorum ve bu bütçenin miktarı kısa film çektikçe artıyor. Bunun üzerinde daha çok söz söyleyebilirim ama sanırım bu kadarı bile durumu özetliyor.



- Yurt içi ya da yurt dışından kısa film çalışmalarını takip ettiğiniz, etkilendiğiniz yönetmenler var mıdır? Ve “şu ana kadar izlediğim en iyi kısa film” diyerek önerebileceğiniz bir yapım var mıdır?

Öyle şu zamana değin pek kısa film izledim desem yalan olur. Yalnız, ilgimi çeken, beni etkileyen birkaç başarılı film var oldu. Serhat Karaaslan, Can Eren, Barış Çolak ve Burak Aksak’la Selçuk Aydemir’in izlediğim filmleri buna örnek olabilir. En iyi kısa film diye de belki "Ahnectha" ya da "Bisiklet" diyebilirim, daha iyisini izleyene dek. Konudan ziyade anlatım tarzları ve görsel-işitsel teknikle farkındalık oluşturmalarıdır, beni etkileyen.



- "Kırmızı" ve "Çember" adlı kısa film çalışmalarınızdan da biraz bahsedelim. Bize biraz bu kısa film çalışmalarınızın çekim süreçlerinden ve sonrasındaki etkilerden bahsedebilir misiniz? Ayrıca bu iki projeye de “Çalgı Çengi” filminde de hatırlayabileceğimiz Aykut Köseler’in dahil olma süreci nasıl oldu?

"Çember" filmi benim ilk ciddi filmim. Çekim öncesi, anı ve ardıyla çok uzun bir süreç, yaklaşık bir buçuk yıl, yaşadık bu filmle. Özellikle de hazırlık aşaması çok uzun sürdü. Senaryo ardından projeyi geliştirme ve ekip kurmak özellikle kolay olmadı. Aykut Köseler projenin neredeyse başından beri hep etkin olarak var oldu ve film için yaşadığımız her şeye ortak oldu. Onu Selçuk Aydemir ve Burak Aksak’ın beraber yazıp yönettiği ve 2009 yılının Ramazan ayında TRT-1 de yayımlanan “Ramazan Güzeldir” adlı diziden tanımış ve beğenmiştim. Sosyal medya üzerinden kendisiyle iletişime geçtikten sonra senaryoyu kendisine yollamıştım, kendisi de senaryoyu okuyup beğenmiş ve projede seve seve yer alabileceğini söylemişti. Filmi onunla tanıştıktan yaklaşık bir 8-9 ay sonra çekebildik, bu yüzden de onunla bu süre zarfı içinde sürekli diyalog içinde kaldık ve paslaşarak projeyi daha da geliştirme imkânımız oluştu. Beraberinde Aykut Köseler ile güzel bir dostluk başlattık. Yeni projelerde birlikte çalışma ümidimiz vardı ve böylece “Kırmızı” filminde de onunla yollarımız tekrar kesişti. Bu film de ekibi, Aykut Köseler’i ve diğer oyuncu arkadaşları senaryonun masumiyetine inandırmak kolay olmadı, çünkü filmin tamamı izleyenler de bilir neredeyse hepsi tek bir yatak geçmektedir ve yatakta olabilecekleri tahmin etmek o kadar da zor değildir. Fakat ben izleyicinin de düşündüğünden farklı bir şeyi denemek istiyordum: Kimseyi orada seviştirmeden olayı halletmek. Bu oradaki olacakları anlatım tekniğini zorlayacaktı ve teknik şartları da doğal olarak zorlayacaktı. Ama tabi Aykut abinin profesyonel deneyimi ve diğer oyuncularıma verdiğim güven ile onların da rahat çalışabilmesi sayesinde filmi tamamlayabildik. Şimdi o iki filmimin de teknik açıdan daha iyi şartlarda da çekilebilirmiş düşüncesine inanıyorum. Hatalarımız vardı teknik açıdan anlatım açısından olsun ama en iyisi için daha fazla çalışıyorum.



- 2013 yılının ilk aylarında çekimi planlanan "Kırmızı" kısa filminizden sonraki Yolculuk Üçlemesi’nin ikinci kısa filmi olan "ZAMANI BEKLEMEK" kısa film projenizden biraz bahsedebilir misiniz?

Yolculuk Üçlemesi, başlı başına hikâye olarak birbirinden bağımsız üç farklı filmden oluşmaktadır, fakat üçünü de “içsel yolculuk” fikri etrafında toplayan bir projedir. İlk film, evet, "Kırmızı" idi. Oradaki yolculuk da en kısa olanıydı. Bu yolculuk, hikâyelerimizi de anlattıkça da uzayacaktır. İlk film de Aykut Köseler’i pencereden dışarı bakarken görmüştük, ikinci filmde yanı "ZAMANI BEKLEMEK"te ise bir arabanın içerisinde yol alırken onu bulacağız. "ZAMANI BEKLEMEK", benim şu ana kadar en fazla bütçe ayırdığım film olacak. Belki de ilk profesyonel kısa filmim. O yüzden daha geniş bir çerçevede bu filmi değerlendirmekteyim. Daha önceden hiç kullanmadığım teknik özelliklere sahip olarak bu projeyi gerçekleştireceğiz. Yaklaşık iki seneden beri bu projenin olgunlaşması için araştırma ve geliştirmelerimizi yapmaktayız. Bütçemize destek olacak ek kaynaklar aramaktayız da ayrıca. Henüz bu konu da somut bir karşılık alamadık ama bu konudaki çalışmalarımız devam etmekte. Filmin teknik unsurları dışında hikayemiz de alışılmış kurgusal hikaye mantığının dışında daha fazla deneysel objelerle harmanlanmış olacak ve izleyenler için farklı bir tat bırakacağını umuyorum. Bu sebeple dir ki, ayrıca şu ana kadar kendisine en çok güvendiğim filmimdir diyebilirim. İki seneyi hazırlık için çok fazla derseniz de şöyle diyebilirim tüm filmlerim için yaklaşık 13-14 ay bir hazırlık yaptım diyebilirim. Neden derseniz de kısa film uzun metrajdan daha yoğun bir anlatım istediğinden bence üzerinde daha fazla tartışılması gereken bir sanattır diyorum.



- Özellikle takip ettiğiniz yerli ve yabancı yönetmenler kimlerdir? İzlediğiniz uzun metrajlar arasından “hayatımın filmi” diye tanımlayabileceğiniz bir film var mıdır?

Yerli yönetmenlerden özellikle takip ettiklerim Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem başta aklıma gelen klasik olarak. Dahası da var tabi ki. Ama en etkili üçlüdür benim için. Yurt dışında da özellikle beni anlatımlarıyla etkileyen bir Alejandro González Iñárritu, Wong Kar Wai, Kim Ki Duk, Andrei Zvyagintsev, Kusturica, Krzysztof Kieslowski, M. Haneke, Isao Yukisada var. Daha adını söyleyemediklerim de var. Aklıma belki, evet bu hayatımın filmi “Dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum” filmidir. Belki kıyı da köşede bir film ama beni filmin kurgusu, anlatımı, saflığı derinden etkiledi diyebilirim.



- İşin çok başında olan ve kısa metraj bir film çekmek isteyen kısa filmciler için ne tür önerileriniz olabilir?

Umutlarını kaybetmesinler. Ben de yolun başındayım. 20 yıl sonra da olsa da yine başında kalacağım. Öğrensinler, araştırsınlar, “evet, ben oldum” asla demesinler, zira bir daha da olamayabilirler.



- Son olarak Moneta Film Projesi hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Belki şu ana kadarkilerin en adili diyebilirim. Amatör – profesyonel, yerli – yabancı, bu işi bileni-bilmeyen herkes orada ve birbirlerini tanımakta, kendilerini tartmaktalar. Kendine güvenen, kendi yapıtını cesurca sergileyebiliyor. En önemlisi de bu bence. İnsanlar böylece daha fazla kişiye ulaşabiliyor. Bu, kendini kanıtlamak isteyen her kısa film yapımcısının da hayalidir bence. Diyeceklerim bu kadar.




Röportaj : Bilal Cangül

PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa